27 Aralık 2015 Pazar

Okumak direnmektir.

"İntihar etmeyeceksek içelim bari!" diye başlar Bir Düğün Gecesi'ne Adalet Ağaoğlu. Memlekette olup bitenler karşısında acıdan, utançtan gebermeyeceksek, okumaya-yazmaya sığınalım bari diye düşündüm ben de.

Nisan ayı okumalarımı yazmayı sürekli erteliyordum. Neyi bekliyordum ki? Hayat devam ediyormuş gibi yapmak bir dert, etmiyormuş gibi yapmak ayrı...

O zaman direnme, dayanma gücü verebilecek, umut aşılayabilecek, farkındalık yaratacak ve başka dünyaların bilgisini sunacak okumalara devam.

Nisan ayı benim için artık zor geçiyor, doğduğum ay olmasına rağmen. Çünkü, son beş-altı yıldır, herhalde yaştan kaynaklanan alerjik reaksiyonlar gösteriyor vücudum ağaçların çiçeklenmesine, havanın bir soğuk bir sıcak olmasına. Halbuki ne güzel aydır Nisan. Erken basan uykulardan önce okuyabildiğim kadar okuyorum.

Bu ayın ilk kitabı, Merin'in (Sever) önerdiği Emine Sevgi Özdamar'ın Hayat Bir Kervansaray'ı oldu. Merin, bana bu kitabı okumamı sıkı sıkı tembih etmişti. Özdamar'ın otobiyografik anlatısı Haliçli Köprü'yü yıllar önce okumuş ve bayılmıştım. Bu da otobiyografik anlatının ilk kısmıymış. Haliçli Köprü'de çok farklı bir üslup denemesi ile bir dönem hikayesi anlatılıyordu fonda. Altmışlar Türkiye'sinde solun tarihine önemli bir katkı bence.

Haliçli Köprü'nün arka kapak yazısından:

"Haliç Köprüsü'ne doğru yürüdüm. Erkekler eskiden olduğu gibi sokakta yine apış aralarını kaşıyorlardı. Köprünün yanındaki vapurlar güneşte parıldıyordu. Haliç Köprüsü'nün üzerinde yürüyen insanların uzun gölgeleri her iki yandan vapurların üstüne düşüyor ve beyaz gövdeleri boyunca ilerliyordu. Bazen bir sokak köpeğinin ya da bir eşeğin gölgesi de oralara vuruyordu, beyaz üzerine siyah."

Tam da bu hafta, Hakan Erdem'in, kurgu tarihe/tarih kurguya ilham verebilir mi tartışması etrafında dönen konferansını dinlemişken, kurgunun tarihin can dostu olduğunu iddia edeceğim. Yakın zamanda, kişisel hikayeler ve kurgusal metinlerden yola çıkan bir sol tarih projesi planlıyordum. Konferans niyetimi pekiştirdi.

Laf lafı açtı yine. Ne diyordum? Hayat Bir Kervansaray.
Bu kitapta, Özdamar'ın İstanbul'da başlayıp Bursa'da süren çocukluğuna eşlik eden Menderes döneminin kültürel iklimi ile karşılaşıyoruz.

Tesadüf eseri Bursa'ya gidecektik Nisan'da ve ben bu kitabı o gidişten bir hafta önce bitirdim. Üstüne bir de, Ottoman History Podcast sitesinde, "Osmanlı Döneminde Bursa Otelleri" tezinin yazarı İsmail Yaşayanlar ile yapılan söyleşiyi dinledim. Bu ahval ve şerait içinde, ilk kez gittiğim Bursa bana büyülü bir alem gibi göründü.

Özdamar'ın henüz imar faaliyetlerinin kazmasını yeni yeni yemeye başlamış Bursa çocukluğu şehirle ilk karşılaşmamın kılavuzu oldu. Irgandı Köprüsü, Setbaşı, Hüdavendigar, Hüsnügüzel, Arabayatağı, Tophane, Yeşil ve Çekirge...

Hayat Bir Kervansaray sadece Bursa'yı anlatmıyor tabii. Bir orta sınıf ailesinin karanlık dehlizlerine iteliyor sizi. Küçük bir kızın büyüme sancısını, ebeveyn hoyratlığını, ataerkil baskıyı üstünüzde hissediyorsunuz.

Kitaplarına güzel isimler de bulmayı da başaran yazarlar soyundan olan Sevgi Özdamar'ın öteki kitaplarının adlarına bir bakın hele: Kendi Kendinin Terzisi Bir Kambur, Tuhaf Yıldızlar Dünyaya Bakıyorlar Gözlerini Kırpmadan ve Annedili.

Köprü'nün korkuluklarında yürüyen kız bu işte.


Bu güzellemeyi çok uzattım. İkinci kitaba geçeyim usulca.

Edith Wharton'u İki Kız Kardeş ile çok çok sevmiştim. Tüm kitaplarını okumaya kararlıyım o sebeple. 20. Yüzyıl başlarının Amerika'sında yazan Wharton, bizde yeni yeni tanınmaya başlayan ama çağdaşı birçok kadın yazar arasından sıyrılabilecek yetenekte ve duyarlıkta bir yazar. İlknur Özdemir'in çevirmenlikteki başarısını kimseye anlatmaya lüzum yok. İyi bir çevirmen bir yazarın müptelası yapabiliyor insanı.

Yaz Bitince'de 18 yaşını süren Charity'nin bir mevsimlik macerasını anlatıyor Wharton. Charity, bir taşra kasabasında, evine sığındığı saygın avukat Royall'in himayesinde yaşamaktadır. Genç mimar Lucius'un kasabaya teşrifiyle taşlar yerinden oynar. Genç bir kadının aşkı, cinselliği keşfi ile birlikte, Amerikan kırsalındaki etnik ve sınıfsal ayrımlar/çatışmalar da görünür hale geliyor kitapta. Evrensel bir genç kadınlık krizi var hakikaten. Bunu da görmüş oluyoruz kitapta. Rica ederim okuyunuz.

Wharton. Tam da tahayyül ettiğim gibi.


Can Kozanoğlu çok zeki ve esprili bir adam. Sanki mesai arkadaşınız veya komşunun fırlama oğlu. Ben gençken, Pop Çağı Ateşi ve İnternet Dolunay Cemaat kitaplarını iletişim alanında çalışan biri olarak, henüz yayıncılık patlamasına maruz kalmamışken okumuştum. Çok zihin açıcıydı kitaplar. Okuması da keyifliydi. Bunun üstüne, Acemi Eğitimi'ni okudum. O da otobiyografik bir anlatı. Küçük Can ile karşılaşıyoruz Adana sokaklarında. Yalan Yıllar ise Kozanoğlu'nun İstanbul'da, medya sektöründe yaşadığı artık kimse için şaşırtıcı olmayan deneyimleri anlattığı bir metin. Yine okuması çok keyifli ve Türkiye'de televizyon ve dergi gazeteciliğinin serencamını izleyebiliyorsunuz.Yakın tarihe ilişkin tanıklıklar ve neşeli hikayeler de var.

Yok muydu allasen komşunuzun böyle bir oğlu?


Magda Szabo'nun Kapı adlı romanı bence bir başyapıt. Her okuyan da bu fikri paylaşıyor. Yakın zamanda filme de alındı. Filmi de çok iyiydi. Sonra aynı yazardan Katalin Sokağı'nı okudum. O da unutulmaz bir romandı ama İza'nın Şarkısı, Kapı'dan sonraki yerini alır sıralamada.

İhtiyar Bayan Szöcs'ün kocasını kaybettikten sonra tek kızı İza ile yaşadıklarını, geriye dönüşlerle anlatıyor Szabo. Yaşlılık, yalnızlık, aşk, şefkat ve yas hakkında bir roman. Kendine ait bir oda metaforu üzerine derin derin düşünebilirsiniz. Geçtiğimiz yılın olağanüstü kitaplarından.

Ev-cilik, Gülnur Akgül'ün fotoğraflı öykü kitabı. Cep kitabı da diyebiliriz. Çok kısa, çok çarpıcı. Edebiyatımızda alışıldık olmayan bir tarzda hazırlanmış. Alef cesurca işler yapıyor. Akgül'ün Ada Evinde Bir Gece Uyumadan Önce/Psychogeography'si yine Alef'ten çıkmış foto öykü kitabıydı. Aynı atmosferde geçiyor Ev-cilik de. Okumaya değer.

Bu ilk kitap. Muhtemelen bundan başlamalı.




Hayat Bir Kervansaray, Emine Sevgi Özdamar, İletişim
Yaz Bitince, Edith Wharton, Çev. İlknur Özdemir, Kırmızı Kedi
Yalan Yıllar, Can Kozanoğlu, Can
İza'nın Şarkısı, Magda Szabo, Çev. Hakan Tansel, Kanat

Ev-cilik, Gülnur Akgül, Alef

3 yorum:

  1. Bu sabah memleket hallerinin iç sıkıntısıyla düşünürken geldi aklıma Adalet teyzemin giriş cümlesi: "İntihar etmeyeceksek içelim bari". Hatta ben de bir blog yazımda kullanmayı düşünmüştüm, sen daha erkencisin. Acaba aramızda bir akrabalık olabilir mi ki? Memleket nire? Kimlerdensiniz?

    YanıtlaSil
  2. Yanıtlar
    1. Biz onun komşusuyduk, keşke tanışsaymışız...

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...