13 Ağustos 2016 Cumartesi

Ablamın Ödünç Verdiği Kitaplar



Her edebiyat okurunun bir okumaya başlama macerası var. Ben anlatmaya istekli olanları dinlemeye bayılırım. Benim maceram, ablamın kitaplığında eşelenerek başladı. Daha okumayı sökmeden önce hem de. Ne şanslıyım ki, evde çılgın bir okur vardı bana örnek teşkil edecek. 

Ablam benden 14 yaş büyük olduğu için müstakil bir odada kalmayı hak ediyordu. Odasında Yetmişli yıllar için hatırı sayılır zenginlikte bir kitaplığı vardı. Yetmişli yıllar için diyorum, çünkü o yıllarda yayınevi, dolayısıyla da yayınlanan kitap sayısı azdı. Babam okur dostu bir baba olduğundan bize kitap satın alma konusunda büyük zorluk çıkarmazdı. Harçlıklar az olduğu için çıkardı sorun genelde. Ama kendisi Milli Eğitim Bakanlığı'nın, Kültür Bakanlığı'nın, Milliyet Yayınları'nın, Varlık Yayınevi'nin, İnkılap ve Aka Yayınevi'nin kitaplarını koltuğunun altına kıstırıp getirirdi sık sık. Talip Apaydın'ın Dağdaki Kaynak ile Mehmet Seyda'nın Şeytan Çekiçleri çocuk kitaplarından aklımda kalanlar. 

Kültür Bakanlığı'nın yayınladığı, Ali Rıza Yalman'ın (Yalgın) Cenup'ta Türkmen Oymakları araştırması ile Ivan Gonçarov'un Yamaç adlı romanı yaşıma uygun olmayan kitaplardı ama heyecanla okumuştum. Yamaç'tan bazı sahneler hala aklımda. Rus edebiyatı bir çocuğu bile cezbedebilir.

Ablam, daha okuma yazma bilmezken onun kitaplığına musallat olup, sandalyeye falan çıkarak raflardaki parlak ciltli kitaplarıyla mütecaviz bir tavırla hemhal olduğumu hiç unutmadı. Arada aklına gelirse anlatır. Ama sonra her konuda olduğu gibi okuma konusunda da bana ablalık yaptı. Kitaplığını yüksünmeden açtı benim kullanımıma.

O gün bugündür onun tavsiye ettiği veya ödünç verdiği birçok kitap okudum. Ekim ayı okuma listemde de yine onun tavsiye ettiği iki kitap var.

Ayşe Başak Kaban, Ayizi Yayınevi'nin yazarı. Ayizi Yayınevi benim manevi kardeşim :) Ordan çıkan her şeye şefkatle ve merakla yaklaşıyorum. Kaban'ın ilk kitabı Ben, Kendim ve Bergen'di. Ordaki ayrıksı insan portrelerini anlatışını çok sevmiştim. Ablam elime son kitabı Ne Malum?'u tutuşturunca hemen okumaya başladım. Ne Malum?'da da marjinalize edilen, suçla özdeşleştirilen, yalnız, bunalımlı ve hizaya sokulamayan insanların hikayeleri var. Cinnetin eşiğinde bir kitap bu. Tavsiye ederim.


Bir köpekli ve çok kedili yazarımız Ayşe Başak Kaban


Daha önce de söylemiştim, yeni çıkan kitapları Radikal Kitap'tan takip ediyorum genelde. Bir de Adnan Bostancıoğlu'nun NTV'deki Köşedeki Kitapçı adlı radyo programından. Otel Francfort'u Radikal Kitap'tan keşfettim. Davit Leavitt, Avrupa'da 2. Dünya Savaşı sürerken, hala tarafsız bir ülke statüsünde olan Portekiz'e sığınmış iki Amerikalı çiftin çarpıcı hikayesini anlatıyor romanda. Aşk, cinsel kimlikler, savaşın yarattığı travma Pete ve Julia'nın kaldıkları Hotel Francfort'taki kısa soluklanmalarla konu ediliyor. Beklenmedik gelişmeler ve dramatik bir son kitabın arasına ayraç koyma sıklığınızı azaltacak. Geçen yılın en beğendiğim kitaplarından Hotel Francfort. Lizbon sokaklarında Leavitt'in rehberliğinde gezmek de cabası...

Okuyunca diyeceksiniz ki, "David de ancak böyle biri olabilirdi".


Semih Gümüş'e edebiyata, yazıya adanmış yaşamından dolayı sempati duyuyorum. Yoksa, Radikal Kitap'taki köşe yazıları beni sarmıyor. Bir baktım, roman yazmaya heves etmiş. İnsan kayıtsız kalamıyor bu çabaya. Belki Sonra Başka Şeyler de Konuşuruz, sol harekette yer alan ve bu yüzden uzun süreli ve travmatik bir hapislik dönemi yaşayan Sinan'ın cezaevinden çıktıktan sonra yaşadığı bunalımı, düzenli hayatını arkada bırakarak kaçtığı sahil kasabasını ve geçmiş muhasebesini anlatıyor. Yeni bir aşk da Sinan'ın hayatını allak bullak ediyor. Yalnızlık, geçmişle hesaplaşma, cinsellik ve aşkla sınanan bir erkeğin çarpıcı hikayesini bilahare Uwe Timm, Kuş Çayırı'nda bana maharetle anlatmış olmasa, Semih Gümüş'ü yine de okuyun, derdim. Ama Timm'le tanıştıktan sonra bunu söylemek saçmalık olur. Kuş Çayırı, 2016 kitapları arasında. Sonra bahsedeceğim ondan. Hasılı, "olmamış", diyorum. Çok acemice bir deneme Belki Sonra Başka Şeyler de Konuşuruz.

Kapak torpilli olsa gerek. Çok beğendim.

İşte bir abla tavsiyesi daha: Gülmekten Ölen Adam Vakası. Hindistan'ın en özel dedektifi Vish Puri'nin hikayesini Tarquin Hall anlatıyor. Hall, bir İngiliz. Hindistan'da gazetecilik yaptığı dönemlerde yaptığı gözlemlerden yola çıkarak bu ülkede geçen bir polisiye yazmaya girişebilmiş. Tabii bir batılının bakışıyla, geleneksel kültür, batıl inançlar ve onun yarattığı kaos, rüşvet, yolsuzluk, cinsiyetçilik, kayırmacılık ve benzeri konuları kitabın merkezine yerleştirmiş. Dedektif Vish Puri, Hindistan'ın önemli bilim adamlarından Dr. Suresh'in ölümünün ardından cinayeti aydınlatmaya girişir. Suresh, dolandırıcılık ve tehditle gemisini yürüten sahte guruların peşindedir. Gerilimden ziyade komedi türüne yakın bu kitapta, kendi kültürümüze yakın Hint kültürüyle bir kez daha karşılaşıyoruz. Hafif bir şeyler okumak isteyenlerin dikkatine!

Hall ve Hintli karısı.






Ne Malum?, Ayşe B. Kaban, Ayizi
Otel Francfort, David Leavitt, YKY
Belki Sonra Başka Şeyler de Konuşuruz, Semih Gümüş, Can

Gülmekten Ölen Adam Vakası, Hindistan'ın En Özel Dedektifi Vish Puri, Tarquin Hall, Çev. Zeliha Babayiğit, Büyülü Fener

2 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...